Güzellik Nedir?
Güzellik, mükemmele ulaşma halidir. Belki de tarih boyunca en çok konuşulan, tartışılan, değerlendirilen konulardan biridir. Anlam ya da biçim yönüyle birine, herhangi bir eşyaya, olguya, duruma, eyleme söylenen daha doğrusu yakıştırılan kelimedir güzel.Kadınların güzel görünme isteği, insanlığın her döneminde görülen bir istektir. Zira kadın fıtratı gereği güzele, güzelliğe düşkündür. Eski çağlardan günümüze kadar bu istek uğruna pek çok uygulama ve formül denenmiştir.
Son yüzyıl içerisinde kozmetik ve estetik sektörünün hızla gelişmesiyle aslında yıllardan beri kabul görülen bir yargı değişti: Güzellik, çeşit çeşit yöntemlerle, ürünlerle, operasyonlarla elde edilebilecek bir şey değil. Zira bunlar kısa vadede istenilen sonucu verse de, uzun vadede kişi ve çevresi için çok ciddi olumsuzluklar meydana getiriyorlar. Bu yüzden günümüz modern dünyasınca da kabul edilen gerçek şudur: Güzellik, temizlik, bakım ve kişinin kendine olan saygı ve sevgisidir.
Bilindiği üzere Osmanlı’da bayanlar, güzelleşmek için en doğal ve aslında en işe yarar yöntemleri uyguluyorlardı. Biz de bu ilk yazımızda Osmanlı Dönemi’ndeki güzellik sırlarına değineceğiz.
-Saraydakilerin bir numaralı güzellik sırrı, temizlikti. Hamam kültürü, bu sebeple gelişmiştir. Banyoda, mutlaka keselenirlerdi ve keselenmek de bilindiği üzere en doğal peeling’dir. Cilde gençlik ve güzellik kazandırır.
-Temizlikte, sabun en önemli üründü. Saraya da, en kaliteli sabunlar gelirdi ve bunlara eritilip, kullanacak kişinin zevkine göre gül veya meyve şekilleri verilirdi. Saraylıların sabunları, mutlaka kokulu olurdu.
-Saçlar, sabunla yıkandığı zaman sertleşir. Bunun için yumuşatıcı olarak hatmi ve ebegümeci kullanılırdır. Bu bitkileri kaynatınca kıvamlı bir su oluşur. İşte o kıvamlı su, bugünkü saç kremlerinden daha etkili bir yumuşatma gücüne sahiptir. Saraya kilolarca kurutulmuş hatmi ve ebegümeci gelirdi.
-Saç ve cilt bakımında, kil, en çok kullanılan malzemeydi. Kildanlıkların içine, önce kili sonra da suyu koyarlar, Kil aşağıya çökünce, üstündeki suyu kullanırlardı. Bu suyun yumuşatıcı ve saçı-deriyi besleyici özelliği vardır.
-Cilt bakımında, yağlar çok kullanılan malzemelerdi. Çünkü keselenip, ölü deriyi attıktan sonra dışarı çıkılırsa cilt çabuk kırışır. Bu yüzden, banyodan sonra, ince bir tabaka, yağ cilde sürülürdü. Böylelikle dış etkenlerden korunulurdu.
-El, ayak ve tırnak bakımı da çok önemli bir konuydu. Susam veya zeytinyağı çok kullanılan ürünlerdir. Ama, bunlar bitkilerle birlikte kullanılırdı. Özellikle, gül yağı tercih edilir. Bu da kokulu gül yaprakları zeytinyağı ya da susam yağı içinde bekletilip, süzüldükten sonra elde edilir..
-Osmanlı saraylarında, tonlarca gül suyu kullanılıyordu. Çünkü gül suyu yüzü temizler, cildi nemlendirir, kırışıklıkları giderir. Hafif ve huzur veren bir kokusu vardır. Cilt hastalıklarına ve yaralara iyi gelir. Hatta Osmanlı gül yağını ruh hastalıklarının tedavisinde kullanmış. Gül macunu ve şerbeti hazımsızlığa iyi gelir. Bu şerbet, bal ve gül suyu karıştırılarak elde edilirdi.
-Osmanlı sarayında, kokular çok önemlidir. Hatta hekimler kokuyla tedavi bile yapıyorlardı. Değişik kokuların, insanları ruhen ve bedenen nasıl tedavi edeceğini çok iyi bilirlerdi. Alkolsüz, çok güzel parfümler elde ederlerdi. Özellikle, baharda buhur günleri yaparlardı. Sabahlara kadar kazanlar kaynar, güzel kokular elde edilirdi. Saray en çok misk ve amber kokardı. Buradan da anlaşılacağı gibi, günümüzdeki koku tedavisi Osmanlı zamanında uygulanan bir yöntemdi.
-En önemli güzellik sırlarından biri de limondu. El ve yüzleri için beyazlatıcı olarak kullanılırdı. Limon antiseptiktir ve içinde şeker vardır, yüzü besler, gerginleştirir ve yaraları iyileştirir.
-Osmanlıda, çok önemli iki estetik kaygı vardı. Ciltlerinin beyaz, saçlarının siyah olması makbuldü. Açık renk saç sevilmiyordu. Beyaz ten ise güzellik demekti. Güzellik ve genç kalmak için yemelerine çok dikkat ederlerdi. Zaten kesinlikle çok yemezlerdi. Özellikle ilkbaharda çok az yenilir, yenilenler de bağırsakları ve kanı temizleyecek sebzeler olurdu. Mesela kiraz kanı temizlediği için çok yeniyordu. İlkbaharda müshil ya da tuzlalardaki tuzlu sular içilerek bağırsaklar temizleniyordu.
Bu saydıklarımızdan da anlaşılacağı üzere Osmanlı’da kadınların güzellik sırları, aslında pek çoğumuzun bildiği, ama ya vakitsizlikten, ya da cesaretsizlikten uygulanamayan yöntemler… Ancak hepsi de yeni çıkan ürün ve yöntemlerden çok daha fazla işe yarar durumdadır.
Uyarı



















