ONLAR AFFEDER



Ali daha önce hiç görmediği bir koridor boyunca yürüyordu. Kapısı açık olan bir bürodan bir memure seslendi;
“Ali, nerede kaldın? Seni bekliyordum. Gel buraya.”
Hiç tanımadığı kadının masasına gitti. Kadın bir dosyayı açtı ve içindeki evrakları incelemeye başladı. Orada karnelerinden tutun da, yazılı kağıtları, teyzesine yazdığı mektup gibi tanıdığı evraklar vardı. Kadın evraklara bakarken bazılarını beğenmediği yüzünden okunuyordu. Sonunda;
“Neyse, hadi buradan geçtin. Şimdi diğer bürolara gideceksin.” Dedi.
“Ne bürosu, burası nedir?” diye sordu Ali.
“Burası okul davranışları bürosu. Şimdi ibadetler, yoksullara yardım, anne babaya saygı, büyüklere saygı gibi büroları sırayla dolaşacaksın.”
“Neden, ben öldüm mü ki beni sorguluyorsunuz?”
“Evet öldün. Bisikletini deli deli sürerken bir arabanın altında kaldın. Dikkatsiz çocuk. Zavallı annen şimdi kim bilir nasıl üzülüyordur.”
Ali şaşkınlıkla diğer büroları dolaşmaya başladı. Bürodaki görevliler söylene söylene sonunda;
“Eh! Hadi buradan da geçtin!” diyordu. Ta ki büyüklerine saygı bürosuna gelinceye kadar. Bu bürodaki görevli dosyayı incelerken dosyanın en sonunda gördüğü bir evrak üzerine kaşlarını çatarak;
“Buradan kalıyorsun Ali. Teyzeni çok üzmüşsün” dedi. "Teyzen üzüntüsünden ölmüş. Bu affedilemez.”
Ali ağlamaya başladı.
“Ah teyzem burada olsaydı da boynuna sarılıp af dileseydim. Ah demez olaydım o sözü”
Geçenlerde tam evden çıkacaklarken teyzesi onlara gelmişti. Ali de teyzesine;
“Sen de nereden çıktın. Biz düğüne gidecektik!” demişti. Teyzesi ağlayarak geri dönüp gitmişti.
Alinin bu ağlayıp sızlanması karşısında görevli ona acıdı ve;
“Ali sana bir şans tanıyorum. Teyzen şu anda Cennet’te. Gidip ondan af dile. Seni affedip şu evrakı imzalarsa sen de Cennetlik olacaksın.”
Ali sevinçle koştu teyzesine. O yem yeşil ağaçların altlarından neredeyse uçarak geçti. Teyzesi bir çardağın altında oturuyordu. Masanın üzerinde buz gibi meyve şurupları vardı. Ali'yi görünce ona sarıldı ve yanaklarından öptü. Ona bir bardak şurup verdi. Ali buz gibi şurubu içerken teyzesi evrakı aldı ve hiç sormadan altını imzalayıp Ali'ye verdi.
“Haydi koş yavrum, Cennetliksin artık” dedi.
Ali sevinçle koşarken ensesinden bir el yapışıp sarsmaya başladı.
“Bırak beni, Cennetliğim artık Cennetlik” diye bağırdı Ali.
“Cennetliksin, Cennetliksin de önce okula geç kalma” dedi annesi.
Kendine gelen Ali hepsinin rüya olduğunu anladı. Ali rüyasını annesine anlattı. Annesi;
“Yavrum, bu sana Allah’ın bir uyarısıdır. Hemen git teyzenden af dile.” Dedi.
Ali hemen teyzesine koştu ve rüyasını ona da anlattı ve boynunu bükerek af diledi. Teyzesi;
“Cennetteki teyzen affeder de dünyadaki affetmez mi?” diyerek Ali’ye sarıldı ve yanaklarından öptü.

Çocukluğumda okuduğum bir hikaye kitabından aklımda kalanlar bunlar…

Bu öyküdeki gibidir teyzeler, halalar, amcalar dayılar… Ve tabi ki anneler, babalar, dedeler, büyükanneler…
Onlar affederler çünkü onlar bizleri seviyorlar…
Onlar affeder çünkü onların içleri şefkat doludur…
Yoksul Anadolu insanının elindeki, avucundaki sevgidir, şefkattir, bol bol dağıtır yeğenlerine çocuklarına…
Anadolu insanı yeğenlerini, kardeşlerini servet düşmanı olarak görmez…
Ne güzel günlerdi o günler. Teyzelerim, halalarım, amcam… Görünce nasıl sarılırdı bize. Hasta olduğumuzu duysa gelir sarılır bize ağlardı. Hastalığı basit bir şey gibi gördüğümüz için anlam veremezdik ağlamalarına.
Bir halam vardı, nur içinde yatsın, pazara sebze götürürken hep önce bize uğrar ve sebzelerin en iyilerinden bize bırakırdı.

Günümüzde öyle mi?
TV dizilerinde izlediklerim içimi karartır. Eskiden yabancı dizilerde görürdük sosyete ailelerindeki aile içi şeytanlıkları. Herkes birbirinin yüzüne gülerken arkadan kuyusunu kazardı. Evin reisi öldüğü gün cenaze merasiminden sonra aile bireyleri bir araya gelerek servet kavgasına başlarlardı.
Şimdi yerli dizilerde de aynı konular işleniyor.
Sevgi yok, şefkat yok, düşmanlıklar var, şeytanlıklar var, tuzaklar var…
Sevginin, şefkatin yerini para ve servet hırsı almış…

Gidiş nereye!…

kizevi.NeT
26/10/2004

 


KONUK DEFTERİ


Sayfayı paylaş